İçeriğe geç

Görenedir Görene Köre Nedir ?

Görenedir Görene, Köre Nedir?: Kıt Kaynaklar Dünyasında Algı, Seçim ve Ekonomi

Hayatın bazı gerçekleri vardır ki herkesin önünde durur ama herkes onları aynı şekilde görmez. Aynı sokaktan geçen iki insanın bambaşka manzaralar tarif etmesi gibi… “Görenedir görene, köre nedir?” sözü tam da bu farkı anlatır. Biri için apaçık olan bir fırsat, diğeri için görünmez olabilir. Bu fark yalnızca bireysel algıyla ilgili değildir; kaynakların dağılımı, bilgiye erişim, alışkanlıklar ve kurumsal yapılar tarafından şekillenir. Ekonomi dediğimiz alan da tam olarak bu eşikte durur: Kıt kaynaklar, sınırsız istekler ve bu ikisi arasında verilen kararların sonuçları.

Bu yazıda “Görenedir Görene Köre Nedir?” ifadesini bir atasözü olarak bırakmayıp; mikroekonomi, makroekonomi ve davranışsal ekonomi perspektiflerinden ele alacağım. Piyasa dinamiklerinden bireysel karar mekanizmalarına, kamu politikalarından toplumsal refaha uzanan bir çerçevede, görmenin ve görememenin ekonomik anlamını sorgulayacağım.

Sözün Ekonomik Anlamı: Algı Bir Kaynak mıdır?

Bilgi asimetrisi ve “görememe” hali

Ekonomide bilgi, en az para ve emek kadar değerli bir kaynaktır. Ancak bilgi eşit dağılmaz. “Görenedir görene” kısmı, bilgiye ve deneyime sahip olanların aynı piyasada daha fazla fırsat görmesini anlatır. “Köre nedir?” ise bilgiye erişimi olmayan ya da onu yorumlayamayanların aynı ortamda neden dezavantajlı kaldığını açıklar.

George Akerlof’un “Limonlar Piyasası” çalışmasını düşünelim: Satıcı ile alıcı arasındaki bilgi farkı, piyasanın kalitesini bozar. Burada körlük, biyolojik değil; yapısal bir durumdur. Bilgiye erişemeyen, piyasanın sunduğu fırsatları da göremez.

Algı ve değer

Bir yatırımcı için dalgalı bir piyasa fırsatlarla doludur; bir başkası içinse risk ve kayıp demektir. Aynı veri seti, aynı grafik, iki farklı sonuç… Bu durum, değerin nesnel olmaktan çok algısal olduğunu gösterir. Ekonomi çoğu zaman “olan”la değil, “nasıl görüldüğüyle” ilgilenir.

Mikroekonomi: Bireysel Kararlar ve Görünmeyen Bedeller

Seçim yapmak = Vazgeçmek

Mikroekonominin temel varsayımı şudur: İnsanlar seçim yapar. Ancak her seçim bir vazgeçiştir. Burada fırsat maliyeti devreye girer. Bir birey, gelirini tüketime mi yoksa yatırıma mı ayıracağını seçerken; “gören” biri uzun vadeli getiriyi, “göremeyen” ise anlık tatmini tercih edebilir.

Bu noktada atasözü yeniden anlam kazanır: Uzun vadeli getiriyi görebilen için bugünkü fedakârlık anlamlıdır. Göremeyen içinse bu fedakârlık anlamsız bir kayıptır.

Tüketici davranışı ve sınırlı rasyonellik

Klasik ekonomi insanı tam rasyonel kabul eder. Davranışsal ekonomi ise bunun bir yanılgı olduğunu söyler. İnsanlar çoğu zaman eksik bilgiyle, duygularla ve alışkanlıklarla karar verir. Bu da piyasada dengesizlikler yaratır.

Örneğin, indirim etiketine odaklanan bir tüketici, aslında ihtiyacı olmayan bir ürünü satın alabilir. Fiyat düşüşünü “fırsat” olarak görür ama toplam harcama artar. Görenedir görene: Etiket değil, toplam bütçe önemlidir. Köre nedir: İndirimin psikolojik etkisi gerçeği örter.

Gelir, eğitim ve görme kapasitesi

Gelir düzeyi ve eğitim, ekonomik “görme” kapasitesini belirler. Finansal okuryazarlığı yüksek bireyler, kredi faizini, enflasyonun alım gücü üzerindeki etkisini ya da bileşik getiriyi daha net görür. Diğerleri için bu kavramlar soyut kalır. Bu durum bireysel hatadan çok, yapısal bir eşitsizliğin sonucudur.

Makroekonomi: Büyük Resim Kimin İçin Görünür?

Enflasyon: Herkes aynı oranı mı yaşar?

Resmî veriler enflasyonu tek bir oranla açıklar. Ancak hissedilen enflasyon, gelir grubuna göre değişir. Gıda ve barınma harcamalarının payı düşük gelirli hanelerde daha yüksektir. Bu yüzden aynı enflasyon oranı, farklı insanlar için farklı anlamlar taşır.

Bir politika yapıcı için %30 enflasyon “kontrol altına alınması gereken bir makro gösterge” olabilir. Asgari ücretle geçinen biri içinse bu oran, sofradaki ekmeğin küçülmesi demektir. Görenedir görene: Grafikler. Köre nedir: Günlük hayatın daralması.

Büyüme rakamları ve görünmeyenler

GSYH büyümesi pozitif olabilir; ama bu büyümeden kimlerin pay aldığı ayrı bir sorudur. Makroekonomik büyüme, gelir dağılımı bozuksa toplumsal refahı artırmayabilir. Burada büyüme “görünen”, adalet ise “görünmeyen” olur.

Bu durum, kamu politikalarının neden yalnızca büyümeyi değil, dağılımı da hedeflemesi gerektiğini gösterir. Aksi hâlde makro düzeyde başarı, mikro düzeyde hayal kırıklığı yaratır.

Kamu borcu ve gelecek kuşaklar

Devletin bugün yaptığı borçlanma, bugünün seçmenine hizmet ederken; yarının vergi mükelleflerine yük olabilir. Uzun vadeli etkileri görebilenler için borç, dikkatle yönetilmesi gereken bir araçtır. Göremeyenler içinse “bugünü kurtaran” bir çözümdür.

Davranışsal Ekonomi: Neden Bazıları Görür, Bazıları Göremez?

Bilişsel önyargılar

İnsan zihni, karmaşık ekonomik gerçeklikleri basitleştirmek için kestirme yollar kullanır. Yakın geçmişe aşırı ağırlık verme, sürü davranışı, aşırı özgüven… Tüm bu önyargılar, bireyin neyi görüp neyi göremeyeceğini belirler.

Borsada herkes kazanıyorken girmek kolaydır. Risk görünmez olur. Kaybetmeye başlayınca ise panik hâkim olur. Ekonomik körlük çoğu zaman duygusal bir durumdur.

Zaman algısı ve sabırsızlık

Davranışsal çalışmalar, insanların geleceği sistematik olarak küçümsediğini gösterir. Bugünkü 100 lira, yarınki 120 liradan daha değerli algılanır. Bu nedenle tasarruf oranları düşer, borçlanma artar. Uzun vadeyi görebilmek, nadir bir yetenektir.

Toplumsal normlar ve kıyas

İnsanlar mutlak refahtan çok, göreli konumlarına bakar. Komşunun arabası büyüdüyse, kendi geliriniz artsa bile yoksulluk hissi oluşabilir. Bu durum tüketimi körükler, tasarrufu bastırır. Görenedir görene: Kendi bütçesi. Köre nedir: Başkalarıyla bitmeyen kıyas.

Kamu Politikaları ve Toplumsal Refah

Devlet neyi görünür kılar?

Vergi teşvikleri, sosyal yardımlar ve eğitim politikaları, toplumun neyi “görmesini” istediğimizi gösterir. Eğitim yatırımı, bireylerin uzun vadeli fırsatları görme kapasitesini artırır. Sosyal yardımlar ise kısa vadeli hayatta kalmayı sağlar. İkisi arasındaki denge, toplumsal refahın anahtarıdır.

Eşitsizliklerin kalıcılaşması

Bilgiye, sermayeye ve sosyal ağlara erişimdeki farklar, ekonomik körlüğü kalıcı hâle getirir. Bu dengesizlikler, nesiller arası aktarılır. Zengin ailelerin çocukları fırsatları erken görür; yoksul ailelerin çocukları çoğu zaman bu fırsatlarla geç karşılaşır.

Toplumsal maliyet

Bir toplumda çok sayıda insan ekonomik gerçekleri göremiyorsa, bunun maliyeti yalnızca bireysel değildir. Yanlış finansal kararlar, aşırı borçlanma ve düşük tasarruf oranları; ekonomik krizleri daha derin ve uzun hâle getirir.

Geleceğe Dair Sorular

Dijitalleşme görmeyi kolaylaştıracak mı?

Büyük veri, yapay zekâ ve finansal uygulamalar, bireylerin ekonomik bilgiyi daha hızlı görmesini sağlayabilir. Ancak bu araçlara erişim de eşitsizse, fark daha da açılabilir mi?

Eğitim ekonomik körlüğü azaltabilir mi?

Finansal okuryazarlık eğitimleri gerçekten davranışları değiştirir mi, yoksa yapısal sorunlar çözülmeden etkisi sınırlı mı kalır?

Krizler kimlerin gözünü açar?

Ekonomik krizler, bazıları için yıkım, bazıları için farkındalık yaratır. Krizler toplumsal olarak neyi görmemizi sağlar, neyi görünmez kılar?

Son Düşünce

“Görenedir Görene Köre Nedir?” sözü, ekonominin kalbine dokunur. Aynı piyasada, aynı verilerle, aynı kaynaklarla yaşayan insanların bambaşka sonuçlar elde etmesi tesadüf değildir. Görmek; bilgi, deneyim, zaman ve bazen de ayrıcalık meselesidir. Asıl soru şudur: Ekonomik düzen, daha çok insanın görmesini mi sağlıyor, yoksa körlüğü mü yeniden üretiyor? Bu soruya vereceğimiz yanıt, yalnızca bireysel refahımızı değil; ortak geleceğimizi de belirleyecek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
tulipbet sitesitulipbet yeni giriş